18 Aralık 2010 Cumartesi

Frida Ülkemizde



Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.

Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

...Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden "sen" olduğun için vazgeçtim.

Bencil olduğun için vazgeçtim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.

Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.

''Bu yüzden ben de senden vazgeçtim...''

Frida ve Diego Türkiye’de .
Frida ile tanışmam gariptir.Kızlarımı kucağıma aldığım gün doğum armağanı olarak bebek giysisi , altın yerine onun yaşamını anlatan kitabı getirdiğinde sinirden delirmiştim . O da biliyor duki benim favori kahramanım Camille Claudel idi.
Sonra o ilaç kokan odalarda ben Frida okumaya başladım, iki süt verme seansları sırasında ve hastanede kaldığım o 3 gün içersinde onca sızıya rağmen kitap bitti. Artık yeni kahramanım Frida idi.
Çoğunuz yaşamını bilir . Küçük yaşta geçirdiği kaza sonrası , vücudunda kafaslerle yaşamak durumunda kalmış, aynaya bakarak resimler yapmış bir kadındır. Ama sanırım Frida’yı Frida yapan kocasına duyduğu o apansız aşktir. Öylesi maraz bir duygudur ki , aşk maraz bir duygu olmasına rağmen tüm sanırıları içerisinde tıpkı Claudel gibi içersinde barındırmıştır. Claudel aşkının faturasını tımarhane de delirerek öderken, acılarını ki yaşamı boyunca her tür acıya maruzkalmıştır, kocasının en yakını kardeşiyle ilişkisi de buna dahildir ama Frida her ne kadar üstteki eser de vazgeçtim dese de Diego onun yaşama aşkı olmuştur.
Ancak Frida’yı sadece aşk kadını yada sürrrealist bir ressam olarka göstermek ona haksızlıktır. Devrimci ve sosyalsit bir kadındır. Yüreklidir. Troçki ile yaşadıkları ve Troçki’ye shaip çıkışı çağının ötesinde bir harekettir. Frida isyanıyla, yaşama olan büyük tutunuşuyla, acıları ile böylesi alay etmesiyle, aşkı bu kadar anlamlaştırmasıyla kocaman bir portre çıkarmıştır, küçük vücudundan. Aldırmamıştır, hatta pervasız bile denebilir, cesaret etmiştir ve yürekldir. Frida bir yaşamı tüm samimiyetiyle tüm ruhuyla yaşamıştır. O yüzden iyi irdelenmesi gerekir. Zira herkesin öğreneceği çok şey vardır. Özelikle günümüzde kendini sosyalist olarak niteleyenler için bence Frida’nın yaşamı tam da öğrenci olaylarının olduğu günlerde hepimize bir başvuru kitabıdır. İnsan kalmak adına. Gidin ve 25 aralıkta başlayıp 20 mart 2011’e dek sürecek bu sergiyi kaçırmayın. Düşleriniz için, acılarınız için. Bencil olmamak ve vazgeçmemek için.Bir de ressam ve öğretim elemanı olan Kocası Diego’nun resimlerine bakın.

9 Aralık 2010 Perşembe

Çiat Basın Açıklaması ve bebeğini Düşüren Anne

Çiat Basın Açıklaması ve bebeğini Düşüren Anne

Yazımız bu hafta yine 2 konu hakkındaki başlıktan oluşuyor.

TMK Mağduru Çocuklar Yasası’nın çıkmasından sonra, Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları kendini kurulum ilkeleri gereği lağvetmişti. Bunun üzerine aralarından bir grup insanın önümüzdeki yaşanan süreci görmek için takip etme kararı almalarından sonra doğan bir hareketti ÇİAT, tıpkı ÇİAÇ gibi tam bağımsız, yönetimsiz , egosuz bir hareket olarak yoluna devam ediyor, kimsenin adı öne çıkmıyor, hareket tekelleşmiyor ve 11 aralıkta yani bu cumartesi Türkiye’nin değişik kentlerinde eş zamanlı basın açıklamaları yapılacak. Ne için Adalet için Ne için Mavi Gökyüzünün çocuklara ait olduğunu dillendirmek için. Ama burada Yeşil hareketten ısrarla seslendiğim ama nedense sesimi duymayan dostlara sitemim var, keşke çevreye olan duyarlılıklarını inatla hadi dememe rağmen yanıtlayarak bulundukları yerlerde basın açıklamaları yapabilselerdi, olmadı eyvallah. Ama bu süreci bizimle paylaşan Ankara İzmir Antep’teki diğer yerlerdeki dostlara, Bu çocuklar her türlü istismardan uzak, kendi düşlerine devam edene kadar olayın peşini bırakmayacağız. İnsan olmak adına. Anne, baba olmak adına.
Gündem ki diğer bir olay ise, gençler ve hareketler ama sosyalist duruşuma rağmen tüm bu olayları izlerken annelik tarafım ağır bastı. Karnında bebeği ile eyleme gelen kızı anlamakta zorlandım. Ben yaşadığı bir sağlık sorunu sonucu asla anne olmaması gerekenlerdendim. Çok özel bir yöntemle hamile kaldım, kariyerimi bıraktım. İşsiz ve parasız kaldım. Ama bir karar vermiştim anneliği seçmiştim. Karnımdaki canlar masumdu. Önce annelik, eğer bir çocuğu dünyaya getirmeye karar veriyorsanız ki çok ciddi bir iştir, ben devrimci gencim gitmem lazım lüksüne sahip değilsinizdir. İnsan her şeye sahip olamaz. Devrimcilik başka bir yüklemdir, sorumlulukları vardır. Dünyanın en ciddi işlerinden biridir. Yürek ister ama karnınızdaki çocuğun hakları da sizin için aslolandır. Eğer bir anlık bir dalgınlıkla dünyaya gelmiyorsa. Ülkemizde maalesef eylemlere karşı polisin takındığı tavır bellidir. İktidar kimde ise karşı taraf eylem yaptığında bunların yaşanılması kaçınılmazdır. Tüm bunları bilmemek için kahin olmaya gerek yoktur. O yüzden ben asla o çocuğun yaptığını anlamayacağım . Kızım yaşında zira. Eğer benim kızım olsaydı diyorum ama ki onlar yıllardır eylemlere geliyorlar , fikrimi sorsaydı yapma derdim. Yaparsa bedelini göze almış demektir. Kendi çocuklarımızla dünyayı değiştirebiliriz öncelikle. Kendimizi değiştiremezsek başkalarına ahkam kesme lüksümüz yoktur. Evet dünyayı güzellik kurtaracak ve bu güzelliklerden biri karnındaki o masum cenindir. Bırak dönsün dünya 9 ay sensiz. Bak ne güzeldir kokusunu aldığın an, ilk gülüşü ilk anne deyişi. Kızlarım 9 aylıkken onlara Fransız filmi Karanlıkta Dans’ı izlemiştik. Aksaray’in ilk 1 mayısına onlarla katıldık.En iyi yol arkadaşım onlar.
Evet haklarını arayacaksın, evet mücadelerini vereceksin ama riskleri hesaplayarak, bedelleri bilerek. Demokrasi isterken, faşizme yol açmayacaksın. 2 yanlış bir doğru etmiyor zira. İstesek de istemesek de oyunu kim kurarsa güçler ondan yana basıyor, sen kavgaya dalıp mücadeleni vereceksin dibine kadar ama bunu yaparken sorumluluklarını unutmayacaksın.
Çocuklar için Adalet derken bunun adil olduğuna inanmıyorum. Polisi haklımı buluyorum asla ama eski bir Greenpeace eylemcisi olarak eylemlerin özelikle bizimki gibi ülkelerde farklı yöntemleri olmalı ve kimseye böylesine fırsatlar yaratılmamalı diyorum. Ailem üzülür demişsin bence boşver aileni sen birgün hatta çoğunlukla kendin üzüleceksin. Bu ağır vicdan yükü olacak omzunda. İlk çocuğunu dünyaya getirdiğinde yaşasaydı diyeceksin şu yaşta olacak. Ona yakın çocukları gördüğünde keşkelerin olacak. Bir çocuktan bir nedenle vazgeçmek bir düşten vazgeçmektir şartlar ne olursa olsun. Bilirim, çok iyi bilirim

5 Aralık 2010 Pazar

şükran moral ve ötesi

İstanbul'da 2 aralıkta sergilediği kimilerine göre performans kimilerine göre rezalltetten sonra yeniden ve belki de ilk defa gerçek anlamda Ülkesinde gündeme gelen Şükran Moral öncelikle kimdir bakalım.
Şükran Moral Türkiye'de performans sanatının önemli isimlerinden biri.. Daha önce Yüksek Kaldırım’da hayat kadınını oynadığı o ünlü performansıyla isminden söz ettiren Moral, son performansıyla da gündeme bomba gibi düştü..
Samsun Terme doğumlu Şükran Moral, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nden ve Roma Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nden mezun oldu. İstanbul’da ve Roma’da yaşıyor ve çalışıyor
Ama öykü bu kadar basit değil, yıllar önce kendisi ile yapılan bir röportajdan alıyoruz ki, bugün bu kadar marjinal ve isyankar görünmesinin nedeni çocukluğunda başlıyor zira Şükran Moral'ın Karadenizli ailesi okumasını istemiyor. Sbep ise ya o...pu olursa. Oysa başarılı ve hırslı bir çocuk böyle olunca da o da zor olanı seçiyor ve kaçarak yııllarca ailesinden 5 kuruş para almadan okuyor.
İtalyada yaşadığı dönemde çarmığa kendini çıplak gererek oradaki dini gruplardan tepki alıyor ve ülkeden sınırdışı ediliyor ama dava açarak 1994 de İtalya'ya geri dönüyor.
Şükran Moral'ın tüm eserlerinde bir sınırdışılık var zaten, cinsellik ise onun için tau değil, sınırları zorlamayı seviyor ve bana göre içindeki çocuk hala isyanlarda.
Frida Kahlo, camillie claudel vb kadınlara baktığınızda delilik boyutuna yaklaşan sıradışılık görürsünüz ama başka birşey daha görürsünüz bir yerlerinde bir kanayan yara vardır ve irini akıtırlar bu da onların beğenirsiniz yada beğenmezsiniz ama o eserlerini ortaya çıkarır. Picasso gibi.
Milliyet'te bu konu ile röportajında "Şükran Moral’ın Milliyet Sanat Dergisi’nin aralık sayısında Fırat Demir’e verdiği röportajı hatırlıyorum. Moral orada “Amemus” ile amacının seyircinin erotik bölgelerine sızmak olduğunu söylemişti. Fakat bu amaca hizmet edecek performansın kendisinin bile üzerine çıkan bir deneyim olduğundan bahsetmişti. Öte yandan Moral “Amemus”un seyircinin üzerinde nasıl bir etki bırakacaksa, kendisi üzerinde de benzer bir etkiyi bırakacağına değinmişti"
Kendisinde yada izleyenlerde nasıl bir tepki yarattı bilimiyorum, ben o performasnı görmek istermiyim HAYIR istemem , ben bunu yapabilirmiyim bir sanatçı olsam HAYIR yapamam. Mehveş Evin'İn cumartesi Milliyet'de dediği gibi amacına ulaşmak yani ülkesinde popüler olmakmıydı hedefi emin değilim. Ahmet HAKAN gibi içine tükürürmüyüm ona da HAYIR. Cesaretine hayranım, sanatmıdır izlemedim bilemiyorum ama mühendisliğie eş zamanlı fotograf okumuş ve nü çekimlerine katılmış biri olarak orada nasıl yansıtıldığıdır önemli olan benim için kavramlsal olarak sanat olabilmesi için bunu da bilemiyorum. Ama cinselliğin böylesine absürd yaşandığı bir ülke de bizi kendimizle yüzleşmeye vesile oldu ise, iki yüzlüğümüzü sahteliklerimizi samimiyetsizliğimi sanat ile ki sanat bunun için en önemli noktadır afferim derim kendisine ve ne yaparsa yapsın onaylamasam da sıkı bir takipçisi olacağım.